gozumun_nurusun_ya_resulallah.sitemynet.com

Anasayfam
KATLİAM RESİMLERİ COCO COLA
ESMA-ÜL HÜSNA
FIKIH-İLMİHAL-AKAİD-KUR'AN MEALİ
İSLAMDA EVLİLİK
HAC VE UMRE REHBERİMİZ
PEYGAMBER EFENDİMİZİN HAYATI
PEYGAMBER EFENDİMİZİN İSİMLERİ VE VEDA HUTBESİ
HADİS-İ ŞERİFLER
SAHABE-İ KİRAM
ŞAH-I NAKŞİBEND
NAKŞİBENDİ TARİKATI
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 1.Bölüm
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 2.Bölüm
ARİFLER YOLUNUN EDEPLERİ 3.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 1.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 2.Bölüm
MÜSLÜMAN GENÇ 3.Bölüm
ÜYELERİN BÖLÜMÜ
Linkler Sayfam

Linkler Sayfam


tew.gif

gothic--large-msg-11514487341.jpg

ilahiler indirmek için lütfen burayı tıklayın

ilahi dinlemek için burayı tıklayın lütfen

affeden_kazanir_1.jpg

AMACIMIZ RÜTBE YARIŞI DEĞİL;TAKVA YARIŞI

BAK YÜREĞİM, BAK ve DİNLE

Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ve ahiret yurdu ise Allah'tan sakınanlar için daha hayırlıdır.(Enam 32)

Siz geçici dünya hayatını istiyorsunuz.,halbuki Allah ahreti kazanmanızı diliyor!!!!....
(Enfal 67)

Yoksa ahiretten vazgeçip dünya hayatına mı razı oldunuz? Fakat ahiretin yanında dünya hayatının zevk ve faydası çok az birşeydir.(Tevbe 3

Üzerimde bütün bir mustazaf ümmetin, mağdurun, Asr-ı Saadet'in, Hamza'nın, Ömer'in, Ebubekir'in,Osman'ın ve en önemlisi Muhammed'imin,cennetin burcu burcu koktuğu örtüm.Düğün günü "Baba Allah'tan bana da ahrette ümmetine şefaat etme hakkını vermesini dile." diye ağlayan Fatıma'nın nişanesi.

Onun o gözyaşlarını üzerinde barındıran,kula kul değil,Allah'a kul olduğunun işareti örtüm!!!Eğer seni çıkartırsamiHz. Fatıma'nın gözyaşları ayaklar altına dökülmez mi?

Eğer seni çıkartırsam,saf ve beyaz bir kağıt parçası misali,alnına süürlen leke,ahiret günü bütün yaptıklarımıniAllah'ı aldatmaya çalıştığımın ,sen çekil önümden Allah'ım geleceğimi feda etmektense seni feda etmeyi yeğlerim dedirten,şeytana uyduğumun işareti olmaz mı?

O gün utanıyorum Allah'ım diye feryat etmektense,Hz. Muhammed(sav) ile el ele cennet kapılarından girmek için dünyamı feda etmişim çok mu?Allah kitabında "Benim ayetlerimi az bir hasislik pahasına satmayın,asla zalimlere rıza gösterip boyun eğmeyin'" emrini vermemiş midir?
Ey nefsim!!!Sana köle olamam,cennette beni bekleyenler var.Ebedi kalmak üzere;Rableri için tekrar tekrar can vermeye hazır olanların mekanı mı,yoksa keşke toprak olsaydım diye feryat edenlerin mekanı mı daha hoş geliyor sana?

Dayan yüreğim dayan,sabret!Şahsiyet ve onurunu ayaklar altına aldırmamak için başındaki örtünle dayan,sabret!il ki başarı ancak inançlı insanlarındır.

Düşün,düşün ve dayan!Dayanmadığın sürece başında bekleyen melekleri aldattığını,Rasulu darılttığını unutma.Susma söyle yüreğim buna hakkın var mı?İslamın kıyamete kadar devam etmesi için,senin ve diğer insanların özgürlüğünün,huzurun doruklara ulaşması,rahmet yağmurlarıyla yeşeren merhamet ve adaletin bütün dünyaya yayılması için mücadele veren ve çile çeken Rasulun,ensarın,şehitlerin,Filizlerin,Havvaların ahirette yakana yapışmayacağının garantisini verebilir misin?
Bir yanda şeytan ve askerleri,bir yanda Allah ve yarenleri
Bu iki yoldan birini seç artık.

Bak yüreğim,bek ve dinle:
Haydin felaha diyerek ezan okuyan Bilal'in sesini duyuyor musun!!!???
ZULMEDENLER NE HALE DÜŞECEKLERİNİ PEK YAKINDA GÖRECEKLER!!!!...şuara 227)

utf.jpg

ÂYETLERLE DUA

Bana dua edince Ben , o dua edenin duasına icabet ederim . Öyleyse onlar da Benim da'vetime icâbet etsinler ve Bana iman etsinler ki , doğru yola ulaşmış olsunlar . ( Bakara 186 )
Rabbimizden bizi dosdoğru yola iletmesini istiyoruz .
Rabbimiz de bize , Kitab gönderdiğini ve hayır / şer olarak iki yolu açıkladığını bildiriyor .
Bizi dosdoğru yola ilet . ( Fatiha 6 )
Bu , doğruluğu şüphe götürmeyen ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlara yol gösteren Kitap'tır . ( Bakara 2 )
Biz ona " iki yol - iki amaç" gösterdik . ( Beled 10 )
Rabbimizden yardım diliyoruz .Rabbimiz de kendi dinine yardım etmemizi , sabır ve namazla yardım istememizi , ibadet etmemizi öğütlüyor .
Ya Rabbi ! Yalnız Sana ibadet ederiz , yalnız Sen' den yardım dileriz . ( Fatiha 5 )
Elbette ki Allah kendi dinine yardım edenlere yardım eder . ( Hac 40 )
Ey iman edenler ! Sabır ve namazla yardım isteyin . ( Bakara 153 )
Öyle ise siz beni (ibadetle) anın ki ben de sizi anayım . ( Bakara 152 )
Rabbimizden ayaklarımızı yolunda sabit kılmasını taleb ediyoruz .
Rabbimiz de kendi dinine yardım edersek ayaklarımızı sabit kılacağını bildiriyor .
Ey Rabbimiz ! Günahlarımızı ve işimizdeki taşkınlığımızı bağışla ; ayaklarımızı (yolunda) sabit kıl ; kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl ! ( Âl - i İmran 147 )
Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar. ( Muhammed 7 )
Rabbimizden iyilerle beraberken canımızı alması için dua ediyoruz .
Rabbimiz de sâdıklarla birlikte olursak bu neticeyi vereceğini söylüyor .
Ve bizleri sâlih kullar ile beraber öldür . ( Âl - i İmran 193 )
Ey imân edenler ! Allah ' dan korkun ve sâdıklar ile beraber olun . ( Tevbe 119 )
Rabbimizden kusurlarımızı örtmesini bekliyoruz .
Rabbimiz de kendisine iman etmemizi , salih amel işlememizi istiyor . Yolunda hicret edenlerin , uğrunda yurtlarından çıkarılanların , yolunda işkenceye uğrayanların , cihad edenlerin ve şehid olanların da kusurları örtülecektir . Büyük günahlardan sakınmak da kusurların örtülmesine vesiledir . Büyük günahlardan sakınmak için de namazı dosdoğru kılmamız gerektiğini Rabbimiz bildiriyor .
Samimi bir tevbe ile Allah'a dönmenin ve Allah'a karşı gelmekten sakınmanın da kusurların örtülmesine birer vesile olduğunu Rabbimiz bildiriyor .
Artık günahlarımızı mağfiret buyur ve kusurlarımızı ört . ( Âl - i İmran 193 )
Kim , Allah'a inanır ve salih amel işlerse ; Allah onun kötülüklerini örter ve onu , altından ırmaklar akan , içinde ebediyyen kalacakları cennetlere sokar . ( Teğâbun 9 )
Benim için hicret edenlerin , yurtlarından çıkarılanların , yolumda işkenceye uğrayanların , savaşanların ve bu uğurda öldürülenlerin kusurlarını örteceğim . ( Âl - i İmran 195 )
; Eğer siz , yasaklandığınız büyük günahlardan sakınırsanız , diğer kusurlarınızı örter , sizi güzel bir makama koyarız . ( Nisa 31 )
Muhakkak ki , namaz , hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar . ( Ankebut 45 )
Ey iman edenler ! Samimi bir tevbe ile Allah'a dönün . Umulur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter . ( Tahrim 8 )
; Ey iman edenler ! Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız , O , size hakkı batıldan ayırd edecek bir anlayış verir ve
günahlarınızı örter , sizi bağışlar . ( Enfal 29 )
Rabbimizden bizi cehennem azabından korumasını istiyoruz .
Rabbimiz , bizden Kendisine ve ;Resulüne iman etmemizi , mallarımızla ve canlarımızla yolunda cihad etmemizi istiyor . İmanla beraber şükretmemiz gerektiğini de bizden istiyor .
Rabbimiz şükretmeyi , kendisine karşı gelmekten sakınmamız olarak tarif ediyor . İman etmenin ise sadece dille "iman ettik"demek olmadığını bildiriyor Rabbimiz bize .
Ey Rabbimiz ! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver . Bizi cehennem azabından koru! ( Bakara 20 )
Ey iman edenler ! Sizi acı bir azabdan kurtaracak ticareti göstereyim mi ? Allah'a ve Resûlüne inanır , mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz . ( Saf 10-11 )
Eğer siz iman eder ve şükrederseniz , Allah size neden azap etsin ! ( Nisa 147 )
Öyle ise , Allah'tan sakının ki O ' na şükretmiş olasınız . ( Âl-i İmran 123 )
İnsanlar : İman ettik demeleriyle bırakılıp da imtihan edilmeyeceklerini mi sandılar ? ( Ankebut 2 )
Rabbimizden kâfirler topluluğuna karşı yardımını istiyoruz .
Rabbimiz de kâfirlerle savaşmamızı isterken , onların cezasını bizim ellerimizle vereceğini bize bildiriyor . Bunun için ise tedbir almamızı , gücümüzün yettiği kadar her çeşit silah temin etmemizi yine Rabbimiz bizden istiyor .

Sen bizim mevlâmızsın . Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et ! ( Bakara 286 )
Onlarla savaşın ki Allah , sizin ellerinizle onların cezasını versin ve onları rezil ve rüsvâ etsin, yardımıyla sizionlara karşı muzaffer kılsın . Ve mümin bir kavmin yüreklerini ferahlandırsın . ( Tevbe 14 )
Ey iman edenler ! Tedbirinizi alın ; bölük bölük savaşa çıkın , yahut ( gerektiğinde ) topyekün savaşın . ( Nisâ 71 )
Siz de gücünüzün yettiği kadar onlara karşı her çeşitten kuvvet biriktirin ve cihad için atlar hazırlayın
ki , onlarla hem Allah'ın düşmanlarını , hem de kendi düşmanlarınızı , ayrıca Allah'ın bilip de sizin bilmediğiniz
daha başkalarını korkutasınız . Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa
uğratılmazsınız . ( Enfal 60 )
Rabbimizden bize merhamet / rahmet etmesini taleb ediyoruz .
Rabbimiz , iman etmemizi , gerektiğinde hicret etmemizi , kendi yolunda cihad etmemizi , kendisine karşı gelmekten sakınmamızı , namazı dosdoğru kılmamızı , zekatı vermemizi , âyetlerine inanmamızı , Kur'an-a uymamızı , Resulullah'a itaat etmemizi bizden istiyor .
Rabbimiz ! Biz iman ettik ; öyle ise bizi affet ; bize merhamet et ! Sen , merhametlilerin en hayırlısısın .
( Mü'minun 109 )
İman edenler ve hicret edip Allah yolunda cihad edenler var ya , işte bunlar , Allah'ın rahmetini umabilirler .
( Bakara 218 )
Rahmetim ise her şeyi kuşatır . Onu , sakınanlara , zekâtı verenlere ve âyetlerimize inananlara yazacağım .
( A'raf 156 )
İşte bu , bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır . Buna uyun ve Allah'tan korkun ki size merhamet edilsin . ( En'âm 155 )

Namazı kılın ; zekâtı verin ; Peygamber'e itaat edin ki merhamet göresiniz . ( Nur 56 )

Rabbimizden kıyamet günü bizi rezil etmemesi için dua ediyoruz .
Rabbimiz de bizden Resulullah ile beraber olmamızı , Allah ve Resulüne karşı gelmememizi öğüt veriyor .
Rabbimiz ! Bize , peygamberlerin vasıtasıyla vaad ettiklerini de ikram et ve kıyamet gününde bizi rezil; rüsvâ etme ; şüphesiz sen vaadinden caymazsın ! ( Âl-i İmran 194 )
O gün , Allah ; peygamberini ve onunla beraber olan mü'minleri utandırmayacak . ( Tahrim 8 )

Bilmiyorlar mı ki , kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvâlığın büyüğü de budur . ( Tevbe 63 )
Şeytanların şerrinden Rabbimize sığınıyoruz .
Rabbimiz de bize , şeytanın adımlarını takib etmemek gerektiğini , şeytanı düşman bellememizi ve ihlaslı olmamızı öğütlüyor .

De ki : İnsanların kalplerine vesvese sokan , pusuya çekilen cin ve insan şeytanlarının şerrinden insanların Rabbine , insanların Melikine , insanların İlâhına sığınırım ! ( Nas 1-6 )

Ey insanlar , yeryüzünde olan şeyleri helâl ve temiz olarak yiyin ve şeytanın adımlarını izlemeyin . Gerçekte o , sizin için apaçık bir düşmandır . ( Bakara 168 )

İblis şöyle dedi : Rabbim ! Beni saptırdığın için , mutlaka ben de yeryüzünde onlara günahları süsleyeceğim ve onların hepsini mutlaka azdıracağım ! Ancak içlerinden ihlaslı kulların müstesnâdır . ( Hicr 39-40 )

031lg3.jpg

BİR ÖĞLE NAMAZINDA ŞÜKÜR
12 MAYIS ÇARŞAMBA
Havanın bahara merhaba dediği günlerde kuaför salonunda çalışırken namaza yetişmek için elimden gelen sürati işliyordum.Öğle vakti işim bittikten sonra camiye gittiğimde caminin önündeki kalabalıktan cenaze olduğunu anlamıştım,namazıma yetişip eda ettikten sonra tesbihata kalmadan tam kalkıp işyerine gidecekken benim yaşıtlarımda bir gencin namaz kıldığını farkettim. Ne tuhaf ki benim dikkatimi çekti.
Öyle bir namaz kılışı vardı ki sanki dünyada bir derdi kalmamış.Haşa haşa sümme haşa sanki Allah-u Tealaya borcu hiç yokmuş gibi namaz kılıyordu..Caminin sağında solunda tavanda bakıp görmediği çivi kalmamış adeta caminin dekorunu o yapacakmış gibi süzüyordu etrafı...Geçtiği rekatlardan belliydiki ne fatiha ne de bir zammı sure biliyor.Nasılsa onun dört rekatı benim kıldığım bir rekat gibiydi...
Tabii ilk o zamanlarda öğle namazının 10 rekattan fazla olduğunu gördüm.Ne zaman olduysa... Be adam hadi fatiha veya zammı süre bilmiyorsun bir euzu besmle demi bilmiyorsun bir soluk al yahu!...
İşyerime geldikten sonra derin bi tefekküre dalarak yüzbinler kere Allah-u tealaya hamd ve şükürler ettim.Ta çocukluğumdan beri bana okumayı ve ibadet etmeyi bir şekilde öğrettiği için...O genç aklıma geldikçe anneme ve babama daha bir bağlılığım oluyor ve güçleniyor...Bu ibret verici olayları görmeme yardımcı oldukları hatta ve hatta öğrettikleri için anne ve babama teşekkür ederim.Tabii ne kadar Allh-u Tealaya hamd ve şükür etsen zerre kafii değildir aynı şekilde anne babaya teşekkürde...

İBRAHİM KURTUL

=ÇOCUKLAR=
EĞER BİR ÇOCUK KINANARAK YAŞARSA SUÇLAMAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK DÜŞMANCA DAVRANIŞLAR İÇİNDE YAŞARSA KAVGAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK ALAY EDİLEREK YAŞARSA SIKILGANLIĞI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK UTANÇ İÇİNDE YAŞARSA SUÇLULUK DUYMAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK HOŞGÖRÜYLE YAŞARSA SABIRLI OLMAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK TEŞVİK EDİLEREK YAŞARSA GÜVENMEYİ ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK EŞİTLİK ORTAMINDA YAŞARSA ADALETLİ OLMAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK GÜVEN DUYGUSU İÇİNDE YAŞARSA İNANMAYI ÖĞRENİR
EĞER BİR ÇOCUK KABUL VE DOSTLUK YAŞARSA DÜNYADA SEVGİ ARAMAYI ÖĞRENİR
ÇOCUKLARIN ÖĞÜTTEN ÇOK ÖRNEĞE İHTİYAÇLARI VARDIR
ÇOCUĞUN AYNASI ANNE-BABADIR BU AYNADAN DAİMA GÜZEL ŞEYLER GÖRMELİDİR
ÇOCUĞUNUZA VERECEĞİNİZ EN DEĞERLİ HEDİYE İLGİ VE ZAMANINIZDIR
ÇOCUKLAR HAYAT PİYANGASUNUN ÇOK PAHALI ALINMIŞ BİLETİDİR.BU BİLETTE BÜYÜK İKRAMİYE VURMASI YA DA BOŞ ÇIKMASI SİZİN ELİNİZDEDİR.
ÇOCUKLAR DONMAMIŞ BETON GİBİDİR.ÜZERLERİNE NE DÜŞERSE İZ YAPAR...

ZAMANIN DEĞERİ
BİR YILın değerini anlamak için sınavını vermeyen öğrenciye sor
BİR AYın değerini anlamak için erken doğum yapmış anneye sor
BİR HAFTAnın değerini anlamak için haftalık bir derginin yayıncısına sor
BİR GÜNün değerini anlamak için altı çocuğunu doyurmak zorunda olan bir ameleye sor
BİR SAATin değerini anlamak için sevgilisiyle buluşmayı bekleyen aşığa sor
BİR DAKİKAnın değerini anlamak için treni kaçırmış bir yolcuya sor
BİR SANİYEnin değerini anlamak için kazadan kılpayı kurtulmuş kişiye sor
BİR SALİSEnin değerini anlamak için olimpiyatlarda gümüş madalya almış bir atlete sor..
Her gün hesabınıza 86400dolar(saniye) yatırılıyor.Yalnız önceki günden sonraki güne hesabın aktarılamıyor.
Ve her akşam ne kadarını kullandığına bakmadan hesabın kapatılıyor.Bu banka ZAMAN BANKASI..
HESABINI EN GÜZEL YATIRIMLARLA SONSUZLUĞA DOĞRU KÖPRÜ YAPMANIZ DİLEĞİYLE HAYIRLI ZAMANLAR...

MUTLUMUSUN???
Eğer sende Allah'a inanarak hayatın güçlüklerine katlanacak kadar İNANÇ
Geleceğin daha iyi olacağına inanacak kadar ÜMİT
Topluma,ailene,islama faydalı olabilecek kadar SAĞLIK
Doğru bildiklerin için mücadele edebilecek kadar CESARET
İhtiyaçlarına yetebilecek zekatını verebilecek kadar PARA
Başkalarının daima iyi yönlerini görebilecek kadar GÖZ
Çevrendeki insanlara yardım elini uzatabilecek kadar CÖMERTLİK
İnsanlardan karşılık beklemeden yapabileceğin İYİLİK
Hayatın zorluklarına karşı hayatı ve insanları kuşatacak SEVGİ
Yastık kadar yumuşak ve rahat bir VİCDAN
Dilini,belini,kalbini,keseni ve gözünü haramdan saklayabilecek İRADE
Gördüklerinin,duyduklarının düzelmesini bekleyecek kadar SABIR
Günahlarını,eksiklerini itiraf edecek kadar FAZİLET
En kötü halinde bile Allah'tan razı olabilecek kadar ŞÜKÜR
varsa -SEN MUTLUSUN-

LOKMAN HEKİMİN OĞLUNA ÖĞÜTLER
EY OĞUL!...Sıhhat gibi sermaye olmaz.Gönül hoşluğu gibi nimet olmaz.
YAVRUM!...Aza kanaat edersen dünyada senden zengin kimse olmaz.
EY OĞUL!...Cahil adam ne kadar güzel olsa,onunla görüşmekten sakın.Zira;Cahilin güzel yüzü kötü huyunu gidermez.
YAVRUM!...sana dinin emirlerine sarılmanı tavsiye ederim.Çünkü gündüz zem yapan;gece gam çeker.
OĞLUM!...Seher vakti uyurken sakın ol ki Hakkı zikir eden horoz,senden akıllı ve uyanık çıkıpta seni geride bırakmasın.
Edep üstündür nesebten amel üstündür maldan ve ilim üstündür bütün dünyadan ve ehlinden...

LOKMAN HEKİMİN TAVSİYELERİ
*Yavrum Allah'a ortak koşma çünkü şirk büyük bir zulumdür.
*Annene ve babana iyilik et ve onlara güzel davran.Allah'a ortak koşmalarını zorlarlarsa onlara itaat etme insanlara iyi ve nazik davran.
*İyilik et yaptığın iyilik hardal tanesi kadar da olsa Allah(c.c) onu zayi etmez,teraziye koyar.
*Yavrum namazını kıl
*İyiliği emret kötülükten sakındır.
*Başına gelenlere sabret azimli ol Allah(c.c) a şükret
*İnsanlara karşı böbürlenme,kendini büyük görme.Allah(c.c) kendini beğeneni sevmez
*Çalımla yürüme gidişinde mutedil ol
*Konuşurken sesini yükseltme kırıcı olma...

ÖNDERDİR BİZE



Zafer ehli olanlar koşarlar meydanlara
Peygamber sünnetiyle sarılır silahlara
Meydan okurlar daim idama zindanlara
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize

Yusufun medresesi lalelerin bahçesi
Kur'an okur bülbüller seyrederler Firdevsi
Ağlatır zindanları mazlum ümmetin sesi
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize

Kıyamdan size selam biz geldik ey duvarlar
Gözü yaşlı anneler feryad eden bacılar
İdama gitsekte biz zafer yakındır elbet
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize

Zindan ve idamlardan geçmek sünnettir bize
Bu yolun yolcusuyuz Peygamber örnek bize
Tarih tekrarlanır hep budur tecrübe bize
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize

Zindanlar bu ümmetin sabır mektepleridir
Sabır insanı insan belkide sultan eder
Sabırdan yoksun insan her şeyini kaybeder
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize

Muhammedi Müslüman zindan senin mekanın
Zülümle savaşansın kutlu olsun cihadın
Hayyalel cihad ile tekbir senin feryadın
Zindanın ehliyiz biz Yusuf önderdir bize


KENDİNE SOR





Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpıdığı kadar hafif
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördügü kadar gencsin

Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötüsün
Ne renk olursa olsun kasın gözün
Karşındakinin gördügüdür rengin

Yaşadıklarını kâr sanma
Yaşadığın kadar yakınsınsonuna,
Ne kadar yaşarsan yaşa
Sevdiğin kadardır ömrün

Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bilki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma herşeyi
Sevdiğin kadar sevileceksin


MÜMİNLERİN MABEDİ


İhtişamın beni derinden etkiler,
Ezan minarelerinde inler,
Girenler pak ve temiz çikarlar,.
Müminlerin mabedi nurla dolusun

Müminler içinde cem olurlar .
Hep birden yüce divana dururlar
Melekler içinde kanat gererler
Müminlerin mabedi nurla dolusun

Hayran gözler bakmakla doymaz,
Seni yapanlar imansız olmaz,
Yerin kıyamete kadar unutulmaz.
Müminlerin mabedi nurla dolusun.

Sıkılınca içinde ferahlık bulurum.
iki rekat namaz kılar huzur bulurum
Nerede olursan ol seni bulurum
Müminlerin mabedi nurla dolusun.

Müminler bahçende sohbete koyulur.
şadırvanlarda abdestle nurla dolunur.
Temiz insanlar ancak seni bulur.
Müminlerin mabedi nurla dolusun.

Ölünce önünde musallaya konurum.
Son yolculuğa sende başlarım
Kalanlarla önünde helalle*irim.
Müminlerin mabedi nurla dolusun.


İŞTE DÜNYA


Kurudu tüm ümitlerim
Ağaçların dökülen yaprakları gibi
Oysa ;
Baharda patlayan tomurcuklar gibiydi
Hayata başlarken hayallerim.
Güzel yarınlar bekliyordum,
Yağmurda yeşeren çimler gibi.
Şimdi;
Hasat mevsimini yaşıyor
Gönlümde kuruyan ümitlerim
Sabret demeyin bana sakın
Bu günlerde geçer yarınlar yakın
Farkı yoksa bu günlerden,
Faydası yok yarınların.

BEN MÜSLÜMANIM !

BEN FİLİSTİN BEN ÇEÇENYAYIM
BEN ZULME KARŞI BİTMEZ KAVGAYIM
ASYA AVRUPA AFRİKADAYIM
ZALİME KARŞI BİR KIYAMDAYIM

ADIM MÜSLÜMAN KUR-AN REHBERİM
ZULME DİRENİR HAKKI SÖYLERİM
YALNIZ ALLAHA BOYUN EĞERİM
HİÇ ESKİMEYEN BİR SEVDADAYIM

ZULME ÖFKEM VAR KALBİMDE İMAN
NURA TALEBE ELİMDE KUR-AN
ZORLU FİTNELER ZORLU İMTİHAN
BİTİP TÜKENMEZ BİR DUADAYIM

ŞAFAĞA KARŞI KALKAN KURULMUŞ
HAKKIN DİLİNE KİLİT VURULMUŞ
KURU YAPRAKLAR BİR BİR SAVRULMUŞ
HERKES NEREDE BEN BURADAYIM

YALVARIR YAKARIRIZ...

Bismillah der başlarız, el açıp alemlerin RABBİNE.
Diz çöker ve secde ederiz kainatın tek SAHİBİNE.
Sunarız; hem aciz,hem de muhtacız varlığın SEBEBİNE.
Ve yalvarır yakarırız en sevdiğin NEBİNE.

Sen ki hep ümmetim ümmetim diyensin.
O ümmet ki her zaman seni sevdi bilirsin.
Şimdi onlar perişan, çok zordalar bilesin.
Sana geldik ya nebi, aff etmeyi seversin.

Ebu Cehil, Firavun ve necis olan Nemrutlar,
Birlik olup bir değil, milyonları buldular.
Şehitlerin kanıyla denizler oluşturdular.
Dünyanın her yerini, inan kana boğdular.

Bağdat da, Filistin de, yakılan her ağıtta,
Anılırsın ana ve babaların tam bağrında.
Çocuklara gelince, onlar hem aç, hem hasta,
Afganlım, Çeçenlim, inan canım hep yasta.

Hani açlıktan taş bağladığın o yerler,
Şiş ve yağlı göbekli, hainlerin elindeler.
Bu hainler doymazlar kan ile beslenirler,
Ümmetinin kanını, içtikçe hep şişerler,

Müslüman'ın durumu, benziyor şu misale,
Yelkenli gemi gibi, rüzgar bekler dört gözle.
Bütün kalpler çevrilmiş,tek yön var o kıble.
Bitecektir bu dertler, rüzgar olan şefaatle.

Biz deriz şefaat,sen dersin hep ümmet.
Aslında beklediğimiz, İsrafil den ibaret.
Sur dan gelen o rüzgar,yelkenlere isabet.
Canımız sana feda, sultanımız can Ahmet.

EFENDİME SESLENİŞ

Ey bizim mürşidimiz gördük nur cemalini
İnce bir nakışla işledin gönül hublarımı
Geldin de gönlümüze feyz içirdin
Resul aşkını gösterdin
Okuttun Taha'na en güzel naat-ı şerifini
Okudu da yürekleri coşturdu, susturdu ağızları,
Dinlendirdi kulakları, yazdırdı sevgi taneciklerini,
Sana senle gelen, sana senle seslenen , sana senle bakan
Bakan, gören, işiten O'dur sırrına vakıf olduk
Yandıkça, coştukça, sevdikçe, duydukça
Gelir m'ola dedikçe getiren
Güllerle geldi bülbülleri söyletti, yanan kalplere ateşler serpti
Sana gelenler ne güzel bir yoculuktalar ne güzel bir tariktalar
Hedefler bir, istikamet tek, varış yeri birdir, sondur, başlangıçtır
Gitmez misin? Gelemeyenlere bakmaz mısın?
Yanına gelince huzuruna varınca öpülesi bir eldir senden istenen
Senden istenen sadece dua mıdır? Senden istenen sadece feyiz midir?
Yanan derde şifa ile geldin, ateşler içinde yanan gönüllerle geldik
Gerçek miydi bu gördüklerim nedir bu gördüklerim ?
Fedadır Resulumun nurlu yoluna canım fedadır
Doğacak günler var diyordun sanki, sanki doğacak güneşler var diyordun
Şerefli bir günün sonumudur
Ey sevgili Resulumuzun biricik yaveri sevgili
Gelecek günlerin, gelecek yarların, aşıkların birliği
Sevmek midir sadece seni sevmek denizde bir damla sudur bize aşktır sevdadır bize
Sana aşık olmak sünnete tabi olmakla olur demiştin

KÖR OL NEFSİM

Kötü zamanımda kaptın
Sana hoş geleni yaptın
Adeta gurura taptın
Kör ol nefsim kör ol emi

Gördüklerim den umdun
Bir istedin bin buldun
Fanilere köle oldun
Kör ol nefsim kör ol emi

İradeye hor baktırdın
Hatır gönüller yıktırdın
İyilik yapmaktan bıktırdın
Kör ol nefsim kör ol emi

Ne istedinse verdim
Kötüleri laik gördün
Çarptın beni yere vurdun
Kör ol nefsim kör ol emi

Bunca zaman hizmet ettim
Buyurduğun yola gittim
İnsanlığımı da unuttum
Kör ol nefsim kör ol emi

Sevdiklerimi de sattın
Helalımı da aldattın
Beni sana esir ettin
Kör ol nefsim kör ol emi

Her istediğini tuttum
Bunca ömrümü yuttun
Ahirimi de mahvettin
Kör ol nefsim kör ol emi

ÖLÜMSÜZ AŞK


Özgür olmak gaye davası
En büyük ödülü vermiş Mevla sı
Bayrağının aşkı ile vatan Leyla sı
Bayrak gölgesinde yaşar sevdası

Bayrağa bulaşmış kurumaz kanı
Vatanı uğruna feda eyledi canı
Safların önünde sayılır şanı
Bayrak gölgesinde yaşar sevdası

Seher vakti vuslatları vururken
Şerefli namuslu vatan korurken
Şehit oldu asker oğlun erken
Bayrak gölgesinde yaşar sevdası

Gururlu şerefli dik idi başı
Açıktı gözleri çatıktı kaşı
Başında unvanı bir anıt taşı
Bayrak gölgesinde yaşar sevdası

Okuyordu henüz çocuk yaşında
Amaç yurtta huzur peşinde
Bir gün gene aynen görev başından
Bayrak gölgesinde yaşar sevdası

KAİNAT YIKANIRKEN
Yağmurda gökyüzüne uçan kuşlar misâli
Medine'den ezan sesi getiren ruzigâr misali
Sessizliğe hamile geceler de inleyen ney misâli
Aydınlanan sabahta yaprak üzerine konan damla olduk.

Feryatları dağları delen minicik bir taş parçası
Meyvesini Hakka veren, yaprağını Muhammed'e
Gecesini gündüze satan, hicrânını toprağa gömen
Karanlık gecelere hecelerini hediye eden olduk

Viran olmuş bahçedeki güle dert yanan bülbül
Gökyüzünü hapsederek yağmur getiren bulut
Yağmurdan sonra öten güller kokan bülbüller
Pâk olmuş toprağa bakarak yüreği yanan bülbül olduk

Güzelliğini, kâinata armağan etmiş bir sevgili
Adı hasret olan diyar da sana ağıtlar yakan
Ardına bakmadan gelen, önünü merak etmeyen
Senle doğamayınca yüreğine taşlar basan esir olduk

Çilesini dolduramamış, eteklerini ruzgara savurmuş
Nedendir anlayamaz, anlatamadıklarını, feryadını duyamaz kimse
Sûra üfler, gülleri okşar, bülbüllere dinletir sessizliğini
Yağmurdan sonra açan gökkuşağı altında dönen semâzen olduk

Yağan rüzgar, esen yağmur, kükreyen bir karınca
Aşkımı anlatamadığım kâinat, yetiş diye inlediğim ey yüce zât
Sinemi toprağa gömdüğüm, zikrimi geceye hapsettiğim
Gündüzler de derdiyle beraber gezen seyyah olduk


TAVSİYELER
Caferi sadık(r.a) kendileriyle arkadaşlık yapılması gereken kimseleri şöyle sıralar:
YALANCI İLE ARKADAŞLIK YAPMA çünkü sen daima aldanabilirsin o serap gibidir uzağı sana yaklaştırır yakını uzaklaştırır
AHMAKLA ARKADAŞLIK YAPMA çünkü senin muhtaç bir zamanda yardımını esirger
KORKAK İLE ARKADAŞLIK YAPMA çünkü o seni ele verir tehlike anında seni yalnız bırakır
FASIKLA ARKADAŞLIK YAPMA zira o seni bir lokma yemek veya ağzına feda edebilir...

SENSİN

Efgânım, ezkârım, hû dediğim, hay deyip yandığım Sensin,
Beni bana anlatan, derdime dermân olan Sensin,
Güneşim, ayım, yıldızım, gecem de doğan nûrum Sensin,
Yıldızlara baktığım, suları dinlediğim, ruzgar da savrulduğum Sensin,

Yaptırdığın ebrum da, inlettirdiğin neyim de, yazdırdığın şiirim de Sensin,
Yollar da koştuğum, odalar da inlediğim, dilimde zikrettiğim Sensin,
Geceler de ağladığım, gündüzler de yandığım Sensin,
Akşamlar da kapandığım, sabahlar da açtığım Sensin,

Düşün!...

Bağdat'ın, Filistin'in, gülen çocukların ve sevginin sancılarını...
Hayallerini,
Hayatı,
Bir yılan gibi koynuna sokulan gecelerin koyu karanlığını ve geceyi orta yerinden bölen ölümü. Kaçmak gibi, kaçsan da kurtulamamak gibi, istemesen de ölmek gibi.
Damarlarından zamanı pompalayan kalbinin göğsünden fırlayıp, Bağdatlı bir çocukla çöle düşmesi gibi. Gözyaşlarını kanlı avuçlarında biriktirmek gibi...

Ellerini aç, gözlerini kapat, değiştir boyutunu.
İsrail'e bir taş, Bağdat'a bir dua gönder.
Günbegün yeni çaresizlikler doğuran hayatın kollarından kurtul.
Çaresizliğinden,
Vurdumduymazlığından...
Bozkırlara terk edilmiş duyguların koynunda umut yetiştir.
Ölümün soğuk nefesini ensesinde hissedip, hayatını dağlara sürgün eden Bağdatlı çocukların ağırlaşan hayatlarını, çaresizliğini düşün.
Kalbini...kalbime...sessizliğimize...parçalanmışlığımıza...


RÜYALARINIZIN YORUMU İÇİN BURAYI TIKLAYIN LÜTFEN

affeden_kazanir_2.jpg

GÜL MEDENİYETİNİN MÜSTESNA GÜLÜ

Gülü tarife ne hacet ne çiçektir biliriz

Hilkatin Fâtiha'sı, nübüvvetin hâtimesi, ins ü cinnin peygamberine selamdan sonra,
Varlık güzeline Gül diyeceğiz biz, Gül çağında ıtırlarını duymak için...

Beşeriyet bütün zaman ve mekan boyunca Gül'ü bilememenin ve Gül'ü sevememenin ıstırabıyla kıvrandı ve büyük hakikat şu ki başını nereye vursa o Gül'den başka Gül bulamayacak, Gül'ü örnek almadıkça ete kemiğe bürünmüş feryadından kurtulamayacaktır. Eller nakış nakış, desen desen Gül'ü dokur çünki, kağıtlar renk renk, deste deste Gül'ü okur. Gül'ün ıtırlarında bülbüller yaşar aşk ile, ve aşk ile renginin şulesinden pervaneler düşer. Kimin eline değerse Gül, elleri Gül kokar onun. Burada beni ancak Allah buyruğuna bağlı Peygamber affı kurtarır / Ben de onun öç ve adalet eline uzatıyorum işte sağ elimi der Sezai Karakoçun ağzından Ka'b b. Züheyr, ve o günden sonra bürdesini giyer Gül'ün. Çelikten büklümler erir Gül'ün yapraklarında.

Eğer Gül'ün vasıflarının şerhini devamlı, durmadan söylesem, yüzlerce kıyamet geçer de o yine bitmez. der Mevlana. Lisan ve kalem Gül'ü hakkıyla anlatamaz, bunu herkes bilir. Bilir de Asr-ı Saadet'ten bu yana sayısız kalemler Gül'ü yazar ciltler ve kütüphaneler dolusu; hesaba gelmez lisanlar Gül'ü söyler manzumeler ve şiirler boyu.

Şimdiye kadar neler söylenmedi Gül hakkında, neler yazılmadı. Yazmakla bitirilemedi ve bitirilemeyecek. Adına na-t dediler Gül'ü anlattılar; tazarru dediler, Gül'e iltica ettiler. Siyer dediler hayatını söylediler, şemail dediler vasıflarını sayıp döktüler. Hilye yazdılar yakınlıklarını ifade için, mi'raciye dizdiler şanını tebcil için. Besteler yaptılar Gül terennümünde, İlahiler söylediler Gül deminde. Na'tî diye mahlas kullandılar, divanlar doldurdular; adını anarak başladılar mesnevilere bir bakışına mazhar olmak için. Aherli kağıtlara döküldü bin bir harf düz ve eğik, Gül'ü yazmak için yarıştı gubari ile şikeste ta'lik. Hamdullah'tan Hâmid'e harf başına şükür diye yazdı divitler; Levnî'den Osman'a tel tel renk verdi çivitler. Ne yana baksa Gül'den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Gül'ü özler, geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık Gül için vardır ve Gül, eşya ve varlık olur serâpâ. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep Gül'den alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap.. Söz, kelam ve hitap Her suret ve her şekilde Gül'e mahkum. Nitekim kimiler Gül dediler, ömür boyu Güldüler; kimiler Güldediler, Gül uğruna öldüler.


Gül'ü anlatmayan dil ne söyler ki efsaneden başka!.. Gül harflerinden Gülsöylemeyen kelimeler gerçeği olmayan isimlerden öte nedir ki?!.. Gül kokusu taşıyan bilgi canda ışık; Güldestesi götürmeyen kervan bedene kuru yüktür.



Gül hakkında en müstesna sözleri Divan şiiri söylemiştir. Türk şairlere özgü bir tür olan Hilye'lerden siyer kitaplarına; mevlidlerden mi'raciyelere; divanlar ile her türlü mesnevilerin başında Tevhid ve münacaatlardan sonra yer alan na-tlardan düzyazı eserlerdeki hamdele ve salvele bölümlerine varasıya kadar hep"önceGül" der kalemler. Divan edebiyatının Gül hakkında söyleyecek sözüne hadd ü pâyân mı bulunur? O şairler ki kitapları yahut sözlerinin, en başında O'nun adını anmakla korunabileceğine inanmışlardır. Bir divan şairinin, kendini şair saydırmak, yahut şairliğinin kanıtı olan divanını tertib etmek için yazması gereken şiirlerden biri de Gülhakkında inşad edeceği kasidesidir.

Hz. Peygamber'den bahseden manzumeler belli bir konu sınırlaması içinde düşünülemezler. Risalet, hicret, mucizeler, din yolunda çektiği sıkıntılar, ümmetine va'd ettiği şefaat, özel bir kıssasının anlatımı vs. hep divan şairinin konuları arasındadır. Ancak daha da önemlisi na'tlardır ki divan şairine, Gül'e karşı beslediği duygularını dile getirme fırsatı verir. Beşeriyetin en hayırlısına, varlığın en şereflisine karşı gösterilen bu sevgi ve saygı, şairin dilini ve yolunu aydınlatır hiç farkına varmadan, kelimelerini birdenbire güzelleştiriverir. Bütün divan şiiri ürünleri içinde dilin en güzel ve sanatlı kullanıldığı manzumeler, yalnızca ve yalnızca na'tlardır. Bunun sebebi, şairin içinden geldiği şekilde anlattığı Gül aşkıdır, Gül'e bende olmanın samimiyetinden kaynaklanan sanattır. Allah'a yakınlık bakımından hiç kimse nasıl Efendiler Efendisi'ne ulaşamazsa, şair de peygamberine ulaşma yolunda kimse kendisine ulaşamasın ister. O'nun erdiği makama nasıl kimse erememişse, O'na yol alırken de kimse şaire yetişemesin ister. Bu şiirlerden pek çoğunun özel gün ve gecelerde okunmak üzere bestelenmesi, onların halk tabakaları arasında da Peygamber sevgisini çoğaltıcı eserler olarak yaygınlaşmasını sağlar çünki.

Evrenin en güzel Gül'üne yazılan müstakil eserler içinde en yaygın okunanı hiç şüphesiz Süleyman Çelebi'nin Vesîletün-Necât (Kurtuluş vesilesi) adıyla bilinen Mevlididir. Bunu Hakanî Mehmed Bey'in Hilyesi (Hz. Peygamber'in suret ve siret güzelliklerinin anlatıldığı eser), sonra da Nâyî Osman Dedenin Mi'râciyesi izler. Bu üç eser de zamanla musıkî formunda okunmuş ve çağlar boyu geniş halk kitleleri tarafından sevilerek Türk kültürünü yönlendirmiştir. Na-tlar içinde Nazîm'in küçük bir divan oluşturacak kadar çok sayıdaki maznumeleri ile Fuzulî'nin Su Kasidesi, Nabî'nin coşku dolu dizeleri, Şeyh Galib'in müseddes tarzında yazdığı muhteşem eseri, Nef'î-nin ;sözüm redifli kasidesi ilk akla gelebilecek olanlardır. Çok sayıda na-t yazdıkları için Na-tî mahlasıyla bilinen Na-tî Mehmed, Na-tî Ahmed ve Na-tî Mustafa efendiler de Gül'e olan aşkı doruğa ulaştıran, fanilerin söyleyebileceği en müstesna sözleri söyleyen şairlerdir. Bu arada değişik şairlerin na-tlarının derlenmesiyle oluşturulmuş Nu'ût-ı Nebeviye mecmualarını da hatırlamak gerekir.

Na-tların gazel tarzında yazılanları da vardır elbet. Bunlar genellikle vezin yönlendirmesiyle şekil bulan ve 4 mefâîlün kalıbıyla yazılıp "...yâ Rasûlallah..." redifiyle sona eren gazellerdir. Bu tür na-tlar içinde Zekâî Mustafa Dede!nin,
Garîk-i bahr-i isyânem şefâat yâ Rasûlallah
Esîr-i nefs-i nâdânem şefâat yâ Rasûlallah
beytiyle başlayan kısa na-ti gibi manzumeler XVII. yüzyıldan itibaren sıkça görülür. Leyla Hanım'ın,

Alîl-i derd-i isyâne devâsın yâ Rasûlallah
Bize sûy-ı cinâne reh-nümâsın yâ Rasûlallah
dizeleriyle başlayan na-ti, Şeyhülislam Arif Hikmet Bey'in,

Ser-i kûyunda kemter hâk-i râhım yâ Rasûlallah
Nesîb-i âsitânındır penâhım yâ Rasûlallah
ve Musahip Mustafa Paşa'nın,
Hevâ-yı nefse cânım mübtelâdır yâ Rasûlallah
İşim hep çcümleten cürm ü hatâdır yâ Rasûlallah
matlalı gazelleri bu tür na-tların en ünlüleridir. Gazel tarzında olup hakkında menkıbevî rivayetler de bulunan bir şiir de Nabî'nin na-tıdır. Onun hac seyahatinde Medîne'ye varmak üzereyken söylediğine inanılan ve şehre girdiği esnada Mescid-i Nebevî müezzinlerinin hep bir ağızdan kerameten okudukları menkıbevî üslupla anlatılan şiir şu beyitle başlar:
Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu
Nazargâh-ı İlahî'dir makâm-ı Mustafâdır bu

Bütün bunların dışında, Gül'den bir vesile ile bahsedecek olan şair için ilk başvurulacak kaynaklar, mucizelerdir. Efendiler Efendisi'ni hastalıkların devası, cennet yolunun klavuzu, Allah'ın Habîbi olarak gören şair, O'ndaki beşeriyet kadar nebeviyeti de söz konusu etmekten hoşlanır; yüceliğini dile getirmek için sık sık mucizelerden bahseder. Fenâyî'yi dinleyelim mesela:

Et kıyâs parmaklarından mu'cizâtın gayrı bes
Çeşme akdı her birinden eyleyip şakku'l-kamer

Demek ister ki: "Sen O yüce peygamberin mucizelerindeki ihtişama bak ki, yalnızca parmakları bile her birinden çeşmeler akıttı, ve şehadet parmağıyla ayı ikiye böldü." Hudeybiye'de Ashâb'ın çok susadığı bir anda Efendiler Efendisi son tastaki suya bir elini sokup diğer elinin beş parmağından beş çeşme gibi su akıtmış ve ashab hem abdest alıp hem kana kana içmişlerdir. Keza Mekke müşrikleri kendisinden mucize istedikleri vakit şehadet parmağıyla işaret edip ayı ikiye yarmıştı, hani İslam tarihleri ve siyerlerin şakku'l-kamer diye zikrettikleri mucize. Şair Gül'ün yalnızca parmaklarından sadır olan mucizelerinin bu derece büyük olduğunu, diğerlerine sıra gelirse anlatmaya kelimelerin yetmeyeceğini ancak bu kadar güzel anlatabilir değil mi?!...

Divan şairi Gül'den bahsedeceği zaman O'nu eşref-i mahlûkât, cihan bağının nadide çiçeği, varlığın evveli ve âhiri, şefaatin kaynağı, mahşer gününün efendisi, ahsen-i takvîm, güzel ahlakın tamamlayıcısı gibi sayısız vasıfları bir anda sıralayıverir. Bütün amaç Gül'den şefaat istemektir ya hani, bunun için sık sık O'ndan bahseden âyetlere ve kudsî hadislere müracaat eder. Bu durumda ayetler genellikle şiirdeki vezin zaruretini de beraberinde getirir ve tamamı yerine bazı ibareler şeklinde zikredilir. "Ahsen-i takvîm, kaabe kavseyn ve ev ednâ, leamrük, lî-maallah, Kâf u Nûn, Tâhâ ve Yasîn, mâ zâğa'l-basar, Sidre ve müntehâ, rahmeten li'l-âlemîn, tarfetü'l-ayn" gibi ibareler bunlardandır. Şu beyit Nesîmî'ye aittir:

Vasfını "Ve'n-Necmi" "Ve'ş-şemsi" "Tebârek" söyledi
Şânına "Tâhâ" vü "Yâsîn" geldi Hak'tan beyyinât

Hz. peygamber'den bahseden hadisler de zaman zaman divan şairlerinin konuları arasına girer. Bunlardan en ünlü olanı "levlâke levlâk" sırrını taşıyan hadis-i kudsîdir. Bunu "ene efsah" ve "medinetü'l-ilm" gibi ibarelerin geçtiği hadisler takip eder. Beyti Şeyhülislam Yahya'ya söyletelim:

Sana mahsûs lutfudur Hakk'ın
Tâc-ı "Levlâk'u taht-ı Ev ednâ"

Gül'ün şanı söz konusu olunca tasavvufî divan şairlerinin en ziyade andıkları kelime muhabbet'tir. O ünlü beyitte olduğu gibi:

Muhabbetten Muhammed oldu hâsıl
Muhammed'siz muhabbetten ne hâsıl

Ebced geleneği bile Gül hakkında abidevî bir beytin doğmasına kapı aralamıştır:

Aman lafzı senin ism-i şerîfinle müsâvîdir
Anınçün âşıkın zikri amândır yâ Rusûlallah


Amân ile Muhammed isminin ebced karşılığı 92 eder. Buradan âşıkın amân! diye her haykırışında aslında Hz. Peygamber'i anmak istediğinin söylenmesi ne kadar da şairane bir buluştur. Hezâr gıbta!..



Burada divan şairinin iman cephesinden İslam'ın varlık sebebi olan Gül'e bakışındaki genel kabulleri vermeye çalıştık. Şimdi en başa dönelim ve bir Gülolarak, Gülde bir remz olarak, teri Gül kokan, yüzünde Gül, ağzında gonca görülen Efendiler Efendisi'nden Güle yansıyan ilham dolu birkaç beyit ile sözü tamamlayalım. Böylece bütün Türk coğrafyasını doldurarak bir aşka dönüşen Gül medeniyetinin aslında bir iman ve aşk medeniyeti olduğunu anlayalım.

Dicle'nin serin yamaçlarında gözyaşlarını ikindi sularına karıştırarak Kıble'ye yönlendiren bağrı yanık şair hasretini anlatıyordu ve o Fuzulî idi:

Suya versin bâğbân Gülzârı zahmet çekmesin
Bir Gülaçılmaz yüzün teg verse bin Gülzâre su

Sultan, rüyalarının sevgilisine Gü rölyefleriyle başı üzre yer vermek için sorgucunu O'nun ayak izinden yaptırıyor ve üzerine şu dizeleri nakşettiriyordu; o dahi Sultan Ahmed idi:

Nola tacım gibi başımda götürsem dâim
Kademi nakşını ol hazret-i şâh-ı rüsülün
Gül-i Gülzâr-ı nübüvvet o kadem sahibidir
Ahmedâ durma yüzün sür kademine o Gülün

Ve sultanın mürşidi -ki adına Hüdâyî denir- her yüzde Gül'ün aşkını okumaktaydı:

Gül ağlama Gül bize
Ele diken Gül bize
Gülolanın yüzünde
Gülaçılır Gülbize

Ve bugün biz, bir çağa geldik, Güliçin feryâdlar çağına:

Güle gûş ettiremez boş yere bülbül inler
Varak-ı mihr ü vefâyı kim okur kim dinler

Şikayet değildir kasdımız Gül'e, cür'etimiz içimizin yanışından. Gülistanlarda savaşlar var bugün Gül'üm ve bülbüllerin kurşuna dizilip kefensiz gömülüyor artık.


Hiç bugünkü kadar yakışmadı Kâbe'ne siyahlar ve biz seni hiç bugünkü kadar özlemedik.
Varlığa bir Gül ise sebep, kokusundan ya renginden nasıl duralım ayrı.



Ebedî Gülşeninde tek ayak üzre duracak bir yer de vermez misin bize Gül'üm?!..


HERŞEY ALLAH RIZASI İÇİN!!!...


Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın